Eslerin Birbirine Karsi Vazifeleri
İnsanların gerek eşlerine, gerek çocuklarına, gerek kardeşlerine, gerek akrabalarına, gerek kapı komşularına, gerek arkadaşlarına, gerek din kardeşlerine, gerekse sair insanlara karşı birinci plânda vazifeleri; sevdiklerinde Allah için sevmektir
Birlikte yaşadığımız insanlara karşı başarmamız gereken en büyük vazife de budur
İnsanlar hatasız olmazlar
Sevginin ise gözü kördür
Sevdiğimizi sıfır hatasız kabul ederiz
Oysa bu kabullenişle ona haksızlık etmiş oluruz
Çünkü bu kabulleniş, hata yaptığında affetmeyeceğimiz mânâsını taşır
Bu ise, ona karşı haksızlıktır
Öyleyse, sevdiğimizi hatasız kabul etmemeliyiz
Allah’ın affettiği ve affı tavsiye ettiği yerde biz ileri gider, hatasını anladığı ve özür dilediği halde onu mahkûm edersek ona zulmetmiş oluruz
İnsanları affetmesini bilmeliyiz ve affı çok sık uygulamalıyız
Bilhassa eşler birbirlerini çok sık affetmeliler
Birbirlerinin her hatasını yüzüne vurmamalılar, barış yolunu kapamamalılar
Birbirlerinin takvasını ve Allah korkusunu örnek almalılar
Birbirlerinin dine olan bağlılığını, güzel ahlâkını, tatlı huylarını, iç güzelliğini takdir, tasvip ve taklit etmeliler
Eşler arasındaki gayet esaslı sevgi, şiddetli ilgi ve özgün alâka yalnız dünya hayatının ihtiyacından ileri gelmiyor
Bir kadın kocasına yalnız dünya hayatıyla ilgili bir eş değildir
Kadın kocasının ebedî hayatta dahi eşidir, hayat arkadaşıdır
Bediüzzaman’a göre, kadın mademki ebedî hayatta dahi kocasının hayat arkadaşıdır
Öyleyse, ebedî arkadaşı ve daimî dostu olan eşinin nazarından başka, başkasının nazarını kendi güzelliklerine celp etmemeli; süresiz hayat arkadaşını darıltmamalı, onu kıskandırmamalıdır
Madem Mü’min olan eşinin, iman sırrına binâen onun ile alâkası yalnız dünya hayatına özgü ve yalnız güzellik vaktine mahsus, geçici bir sevgi değil; ebedî hayatta da devam eden bir hayat arkadaşlığı kurmaya dayalı, esaslı ve ciddî bir muhabbet ve saygıdır
Hem yalnız gençliğinde ve güzellik vaktinde değil, ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi ciddî hürmet ve muhabbete ihtiyaç var
Elbette ona mukabil kadın da, kendi güzelliklerini yalnız eşinin nazarına özgü kılmalı ve sevgisini yalnız beyine bağlamalıdır
Eşinin kusurlarını da asla büyütmemeli, affetmelidir
Kadınının dinî bağlılığına bakıp taklit eden ve eşini ebedî hayatta kaybetmemek için haramlardan uzak duran erkek, büyük mutluluk içindedir
Kocasının dinine olan hürmetine bakıp da, “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya giren, Allah korkusunu iliklerine kadar duyarak haramlardan uzak duran kadın da bahtiyardır
Saliha kadınını ebedî kaybettirecek derecede ahlâksızlıklara giren, dünyayı âhirete tercih eden ve kötülüklerden geri adım atmayan erkek, sadece kendisine yazık eder
Allah korkusu taşıyan ve haramlardan uzak duran kocasını kendisine örnek almayan kadın da kendisine yazık etmiş olur
Eğer iki eş, karşılıklı olarak birbirlerini güzel ahlâk ve Allah korkusu noktasında, fitneden ve kötülüklerden uzak durması noktasında taklit ederlerse ne mutlu! Yok; birbirinin fıskını ve sefahetini taklit eder ve birbirini ateşe atarlarsa birbirlerine yazık etmiş olurlar
Bir ailenin mutluluğu ve huzuru, eşler arasında karşılıklı emniyet, güven, samimî hürmet ve içten sevgi ile devam eder
1 Bedîüzzaman, kadının veya erkeğin, eşine karşı sevgisini ahlâk güzelliğine bağlamaları halinde bunun hem dünyada âcilen, hem de âhirette ebediyen çok büyük netîceleri bulunduğunu haber verir
Öyle ki, mâdem bu samîmî sevgi ve merhamet; güzel ahlâkı, şefkat kaynağı ve rahmet hediyesi olduğu cihetle kadına Allah için verilmiş; kadın da karşılığını Allah için verecek, sevgisini ve hürmetini Allah için eksik etmeyecektir
Her ikisi yaşlandıkça birbirine karşı karşılıklı sevgi ve hürmetleri, merhamet ve bağlılıkları Allah’ın izniyle artacak, her ikisi de dünya hayatı açısından mes’ût olacaklar
Aksi takdirde sırf fizikî güzelliğe bağlanan sevgiler, fizikî güzelliğin bozulduğu yaşlılık günlerinde bozulma gibi bir tehdit yaşayacaktır
Sevgiler nefis hesabına olduğunda ise zaten, dünyevî ayrılıklar ve ölüm yüzünden yakıcı bir belâ hükmüne geçmektedir
2 Eşine, meşrû dairede, yani lâtîf şefkatine, güzel hasletine ve yüksek ahlâkına binâ edilen samîmî sevgi ile eşini fevrîliklerden ve sâir günahlardan korumanın âhiretteki netîcesi ise çok daha büyüktür: Rahîm-i Mutlak olan Rabbimiz, Allah için sevilmiş o hayat arkadaşını hûrîlerden daha güzel bir sûrette ve daha zîynetli bir tarzda, daha câzibedâr bir şekilde ebedî saadet yurdunda ona ebedî bir hayat arkadaşı olarak ve dünyadaki eski mâcerâlarını da birbirine lezzet verecek biçimde nakletme imkânı içinde, gâyet sevimli, gâyet hoş, gâyet lâtîf ve ebedî bir arkadaş ve içten bir sevgili olarak vereceğini vaad etmiştir
3 Nitekim Cenâb-ı Hak, “Doğrusu o gün Cennet arkadaşları büyük bir zevk ve safa içindedirler
Hanımlarıyla birlikte gölgelerdeki tahtlara kurulurlar
Orada onlar için meyveler ve diledikleri her şey bulunur
Rahmet sahibi Rablerinden onlara selâm vardır”4 âyetiyle bu müjdeyi vermekte, sevgilerin Allah için olması konusunda uyarmaktadır
Şu halde gerek kadının, gerekse erkeğin eşine karşı başarması gereken en büyük vazife birbirini Allah için sevmekten ibarettir
Diğer vazifeler ayrıntıdır
Allah için sevginin olduğu yerde her problem hallolur, her sıkıntı temelden biter
Dipnotlar:
1- Lem’alar, s
257 2- Sözler, s
587 3- Sözler, s
591 4- Yâsîn Sûresi, 36/55, 56, 57, 58


